Karadeniz–Hazar Bölgesi ve Avrasya Satranç Tahtası
Washington, Karadeniz’i, Kafkasya’yı ve Hazar Denizi’ni birbirinden ayrı değil, entegre bir bölge olarak görmeye başlamalıdır.
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, artık bölgesel bir çatışmanın çok ötesine geçmiştir. Bu savaş, daha geniş Avrasya güvenlik ortamını yeniden şekillendiren belirleyici bir güç haline gelmiştir. Süresi ve zincirleme etkileri, hükümetleri, piyasaları ve orduları daha uzun vadeli stratejik bir perspektifle hareket etmeye zorlamaktadır — aylarla değil, yıllarla ölçülen bir ufukta. Sigorta piyasaları riskleri yeniden hesaplamakta, lojistik hatları değişmekte, tedarik zincirleri yeniden yapılandırılmakta ve yaptırım rejimleri daha karmaşık yöntemlerle aşılmaya çalışılsa da giderek daha kalıcı hale gelmektedir.
Tarih, bu büyüklükteki savaşların nadiren eski duruma basit bir dönüşle sona erdiğini göstermektedir. I. Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti kurulmuş, II. Dünya Savaşı ise Birleşmiş Milletler’i ve NATO’yu doğurmuştur. 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Avrupa, Orta Asya ve Kafkasya’da yeni devletler ortaya çıkmış ve harita yeniden çizilmiştir. Bugünkü çatışma da benzer şekilde dönüştürücü bir etki yaratmaktadır. Bu savaş, 1991 sonrası Avrupa güvenlik mimarisinin yetersizliğini ortaya koymuş ve yeni bir jeopolitik düzenin oluşumunu hızlandırmıştır. Karadeniz, Kafkasya ve Hazar Denizi’ni ayrı stratejik “dosyalar” olarak ele almanın artık gerçeği yansıtmadığı giderek daha açık hale gelmektedir.
Politika yapıcıların daha işlevsel bir çerçeve benimsemesinin zamanı gelmiştir: bu yayı tek bir bağlantılı sistem olarak görmek — Karadeniz-Hazar Bölgesi (BSCR). Bu, haritaları yeniden çizmekle ilgili değil, daha doğru bir analitik bakış açısı kullanmakla ilgilidir. Buradaki coğrafya, devletler üzerinden değil; limanlar, boğazlar, boru hatları, demiryolları, dijital kablolar ve dağ geçitleri gibi düğüm noktaları ve koridorlardan oluşan bir ağ olarak anlaşılmalıdır. Bu unsurların işleyişi, Avrasya bağlantısının dayanıklılığını belirlemektedir.
Klasik jeopolitik açıdan bu bölge, Avrasya Rimland’ının kritik bir parçasını oluşturur; burada boğazlar ve geçiş koridorları üzerindeki kontrol, daha geniş stratejik rekabeti şekillendirir. BSCR çevresel bir alan değildir. Avrupa’yı, Rusya’yı, Türkiye’yi, Orta Doğu’yu, Orta Asya’yı ve giderek Çin’i birbirine bağlayan bir menteşe işlevi görmektedir. Tek bir düğüm noktası üzerindeki kontrol bile, bölgenin ötesine yayılan etkiler yaratabilir; bölgesel güvenliği, küresel ticaret akışlarını ve enerji piyasalarını etkileyebilir.
Bunun neden önemli olduğunu anlamak için coğrafya bir altyapı sistemi olarak yeniden düşünülmelidir. BSCR üç iç içe geçmiş düzlemden oluşur. Karadeniz, deniz gücü dinamiklerinin, liman altyapısının ve taşımacılık risklerinin kesiştiği bir deniz merkezidir. Kafkasya kıstağı hem köprü hem de bariyer işlevi görerek boru hatlarının, demiryollarının ve veri kablolarının güzergâhlarını şekillendirir. Hazar Denizi ise petrol ve gaz açısından zengin olmasına rağmen ekonomik sürdürülebilirliği için büyük ölçüde dış çıkışlara bağımlıdır.
Bu unsurlar ayrı ayrı ele alındığında, bölgeyi tanımlayan sistemsel bağlantılar gözden kaçırılır. Birlikte ele alındığında ise lojistiğin nerede aksadığı, risk primlerinin nasıl değiştiği ve etkinin nerede uygulanabileceği ortaya çıkar.
Bu sistem içinde Kuzey Kafkasya, kritik ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir unsur olarak öne çıkar. Bu bölge sadece Rusya’nın iç meselesi değil, BSCR içinde yapısal bir “kilit” konumundadır. Kuzey Kafkasya Rusya’nın kontrolü altında kaldığı sürece BSCR’nin tam potansiyeli gerçekleşemez. Bu kontrolün jeopolitik sonuçları dikkate alınmalıdır. Burada üç temel dinamik kesişir: Rusya’nın Karadeniz’e güç projeksiyonu, Hazar ile Azak-Karadeniz havzaları arasındaki altyapı bağlantısı ve Rusya’nın iç istikrarı.
Batılı politika yapıcılar Kuzey Kafkasya’yı çoğu zaman Rusya’nın iç meselesi olarak görmektedir. Bu bir hatadır. Rusya’nın 1864’te tam kontrol kurmasından önce, Kuzey Kafkasya binlerce yıl boyunca Çeçenler, Çerkesler, Dağıstanlılar gibi yerel güçler tarafından yönetilmiş ve şekillendirilmiştir. Moskova ortaya çıkmadan çok önce bölge Osmanlı ve İran etkisi altındaydı. Tarihsel açıdan bakıldığında Rusya’nın Kuzey Kafkasya’daki hakimiyeti norm değil, istisnadır. Ve tarih gösteriyor ki istisnalar genellikle kalıcı olmaz.
Rusya’nın Karadeniz’deki varlığı Avrupa güvenliği açısından kilit bir faktördür. Bu sahadan askeri kapasite doğrudan ekonomik baskıya dönüşmekte; deniz taşımacılığı, sigorta ve kritik altyapıyı etkilemektedir. Aynı zamanda Rusya’nın Hazar Denizi’ni stratejik derinlik olarak kullanması Batı’nın çıkarlarını zayıflatmaktadır. Rusya, Suriye’de Beşar Esad’a destek için ve Ukrayna savaşında Hazar’dan seyir füzeleri fırlatmıştır. Hazar aynı zamanda İran’dan gelen destek için önemli bir lojistik hattır.
Kafkasya kıstağı da bu dengesizliği ortaya koymaktadır. Güney Kafkasya, Orta Asya’yı Avrupa pazarlarına bağlayan en önemli ticaret ve transit koridorlarından biridir. Buna karşılık Kuzey Kafkasya güvenilir transit için kapalıdır ve Kremlin’in mali kontrolü altındaki yerel liderler tarafından yönetilmektedir. Bu durum, Güney Kafkasya üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durmakta ve Rusya’ya önemli hatları istediği zaman kesme imkânı vermektedir.
Bölge aynı zamanda yerel düzeyde doğrusal olmayan siyasi ve toplumsal değişim potansiyeli taşımaktadır. Kriz durumunda yönetim değişiklikleri, iç huzursuzluk veya kaynak kısıtları stratejik dengeleri hızla değiştirebilir. Bu nedenle Kuzey Kafkasya’daki gelişmeler tali değil, yüksek etkili değişkenler olarak görülmelidir.
Bölgedeki yeni siyasi girişimler bu ihtimali göstermektedir. Kuzey Kafkasya aktörlerinin siyasi mobilizasyonu artık varsayım değil, gerçektir. Bunun önemli bir örneği, 8 Kasım 2023’te Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Kuzey Kafkasya Halkları’nın üçüncü kongresidir. Çerkes, Çeçen, Dağıstanlı ve İnguş temsilcilerin katıldığı bu kongre, devletliğin yeniden kurulması ve kendi kaderini tayin hakkının savunulması için ortak bir platform oluşturmayı amaçlamıştır. Katılımcılar 1918’de kurulan Kuzey Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti gibi tarihsel örneklere atıfta bulunmuş ve taleplerini uluslararası hukuk temelinde ifade etmişlerdir. Ayrıca bu süreci ilerletmek için koordinasyon komitesi oluşturulmuştur.
Bu tür girişimler henüz somut değişim yaratmasa da geleceğin siyasi dilini şekillendirmekte ve mevcut düzen zayıflarsa daha da önem kazanabilir.
BSCR açısından iki ana senaryo öne çıkmaktadır. İlkinde Rusya Kuzey Kafkasya üzerindeki kontrolünü korur ve Karadeniz’e erişimini sürdürür. Bu durumda güç projeksiyonu devam eder ve bölgesel bağlantılar üzerinde sürekli bir risk baskısı oluşur.
İkinci senaryoda ise Rusya’nın kontrolü zayıflar. Bu, Karadeniz üzerindeki etkisini azaltır ve yeni aktörlere alan açar. Zamanla bu durum kendi kaderini tayin taleplerini güçlendirebilir. Böyle bir süreç, 1991’e benzer ölçekte jeopolitik bir dönüşüm anlamına gelebilir ve BSCR’nin yeniden yapılandırılması için fırsat yaratabilir.
Ukrayna’daki savaş yeni bir Avrasya düzeninin oluşumunu hızlandırmıştır. Bu süreçte kritik düğüm noktalarını ve koridorları kontrol etmek, yalnızca bölgesel değil küresel güvenlik açısından da belirleyici olacaktır. Bu nedenle politika yapıcıların artık bu bölgeyi gecikmeden yeniden değerlendirmesi gerekmektedir.
Yazarlar hakkında:
İnal Şerip, sürgündeki Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümetinin dışişleri bakanıdır. Belçika’da yaşayan bir kültürel çalışmalar uzmanı ve film yönetmenidir. 2011–2022 yılları arasında başbakan yardımcısı olarak görev yapmıştır.
Luke Coffey, Hudson Institute’ta kıdemli araştırmacıdır. Daha önce Heritage Foundation’da dış politika direktörlüğü yapmıştır ve Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nda görev almıştır.
Bu makale, The National Interest sitesinde yayımlanan içeriğin, kaynak belirtilerek yeniden yayımlanmasıdır.
Kaynak: https://nationalinterest.org/blog/silk-road-rivalries/black-sea-caspian-region-and-the-eurasian-chessboard